Münafıklar, soysuzlarla barışmış,
Kalpazanlar, haramiyle kırışmış,
Helâl rızka hınzır eli karışmış;
Roma, Siyon sırıtarak bakıyor.
•
Sahip olsa idik sağlam imana,
Aldanmazdık Pietro’ya, Simon’a,
Rabbim düşürmesin hâlden yamana;
Fitne bizi zordan zora sokuyor.
Niyazkâr (Köksal Cengiz) Yüzakı Dergisi.
“Utandım” adlı şiirinden iki kıta.
Şu kutlu ve mübarek topraklarda kim bilir daha neler göreceğiz. Neler görsek bu kadar acayip ve garaibini göremeyiz gibime geliyor.
İnsanoğlunun yeryüzündeki uzun süren serüvenine bakıldığında görülür ki, onun bütün çabası ve amacı, dış dünya ile kendi iç dünyasını keşfetmektir.
Sonra da bu iki dünya arasında kurulması gereken ilişkileri sağlam temeller üzerine oturtarak; dengeli, güvenli ve mutlu bir hayatı gerçekleştirmeyi gaye edinir.
Maalesef öyle bir devre gelip dayandık ki, insanın çok karmaşık ve gizemli olan iç dünyasını tanımak, dış dünyayı keşfetmek kadar kolay değil.
Dün rızayı ilahi için kucaklaşan insanlar; dünyevistleşmenin, materyalizmin, kapitalizmin, konforizmin getirdiği bencillik medceziri içerisinde başka limanlara demir atabilmekteler. Aklın dumura uğradığı haller böyle haller olsa gerektir.
•
Erenler der ki: “İnsani aklıyla insan olur, imanıyla yaşar. İman ahiret gününe hazırlık yapmak için akıl ile birlikte yol alır”.
Akıl, mantık, muhakeme, muhasebe, tefekkür, tevekkül, tedbir, Allah’ın yarattığı her kula adil bir şekilde dağıttığı büyük nimetlerdir.
İnsanoğlu cüzi iradesini kullanarak bu nimetlere karşı ister küfran olur, ister mümin olarak hareket eder ve hayatını buna göre düzenler.
Osman Nuri Topbaş Hoca akıl nimeti üzerine şunları söyler:
Rivayete göre Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem’i yarattığında ona şu üç nimeti takdim etmiştir: “Akıl, İman, Hayâ”.
Sonra da bunlardan birini seçmesini ister. Hz. Âdem, Cebrâil’in de yönlendirmesiyle “aklı” seçer. Çünkü aklı olmayan da ne iman olur, ne hayâ. Çünkü iman da hayâ da ancak akıl mevcutsa var olur. Ancak akıl, kaygan bir sabun gibidir. Onu iradeli, dengeli ve doğru bir şekilde kullanmak, en zor meseledir.
Fakat ne gariptir ki hissiyatına mağlûp olan herkes, kendi aklını başkalarından daha iyi kullanabildiğini zanneder”. (Altınoluk Dergisi)
•
Yeri gelmişken Arif Nihat Asya’yı da hatırlamalıyız. O da Naat şiirinde şöyle diyor:
“Yeryüzünde, riya, inkâr, hıyanet/Altın devrini yaşıyor../Diller, sayfalar, satırlar (Ebu Leheb öldü) diyorlar:/Ebu Leheb ölmedi, yâ Muhammed;/Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!
Ezcümle, Bağdat’ın ünlü İslam âlimlerinden İbn Semun’dan:
“Kim, din kardeşi için diliyle sevgi ve hulûs gösterir de içinden ona düşmanlık ve kin beslerse, Allah ona lânet eder, dilsiz yapar ve kalp gözünü köreltir”. (İbn Semun; D. 912 Ö. 997 Bağdat)

